17 Eylül 2016 Cumartesi

happiness, drink from the bottle


Krem kutusunun üzerinde “Hayvanlar değil insanlar üzerinde test edilmiştir.” yazıyor. Cümledeki anlatım bozukluğunu belli bir kategoriye sokmaya çalışıyorum. Konuları unutmuşum, olmuyor.

Hayat, canlılık, hareket halinde olmak, istemsizce nefes alıp vermek, tüm organlarımın beni hayatta tutmak için bilincim dışında çalışıp durması; bunlar çok ilginç şeyler. İlginç oldukları kadar büyüleyici şeyler. Yaşamak muhteşem bir “ruh hali.” Yalnızca fiziksel acıya sebep olanlara hastalık adını koymayız. Beynimde olup bitenler çok uzun süre canımı yaktı, “yaşama ruh hali”nde değildim; hücrelerim öyleymiş gibi davranıyordu, farkında olamıyordum. Fakat bunlar gelip geçici şeylerdi, ben özünde yaşamaya tapan bir insandım ve yolumu buldum. Bir tanrı varsa o yaşamaktan başka hiçbir şey değil, Steven Wilson bile değil.

Neden bunları yazdığımı bile bilmiyorum aslına bakılırsa. Karşıma çıkan hiçbir insan bende güzel duygular, sevgi, hayranlık uyandırmıyor. Herkesin kafasının içinde kirli bir zihin taşıdığına iyiden iyiye ikna oldum. Bu belki de biyolojinin getirdiği bir sonuçtu, sonuçta pragmatist bakış açısı bizi hayatta tutan şey. Doğada iyi ve kötü yok; hayatta kalan ve kalamayan var. Biz diğer hayvanlardan farklı değilken neden daha fazlasını bekler ve hayal kırıklığına uğrarız? Saçma. Artık hiçbir şey beklemiyorum.

Düzgün biri olmaya çalıştığımda kendimi keriz gibi hissetmeme sebep olan umudu kendimden başka kimsede göremedim. Hiçbirine benzemek istemezdim. Ait olmanın güzelliğini anlamayan, saflığını yitirmişlerden birine dönüşmek yerine kendimi yok edebilirdim. Ne var ki bu şekilde de üzülüyorum. Şarkılardan başka tutunacak pek bir şey kalmıyor. O anlarda bile hayatı sevmekten vazgeçemiyorum. Ve bu iyileştiğim anlamına geliyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder