Yaşamın kutsal olmadığını
anladığım günden bu yana birkaç yıl, o birkaç yılın kayda
değer bir kısmı da yaşamdan keyif almayarak geçti (bir ay
öncesine kadar). Bilimsel olarak "emergence" kavramıyla
açıklamaya çalıştığımız o tanımlanması güç şey; "öz"
veya mitolojideki adıyla "ruh"oluyor sanırım -işte ona
olan inancımın yok olduğu dönemden ve sonrasından bahsediyorum.
Kendi hayatıma son vermeye kafayı
taktığım ve bu kararı zihnimde kesinleştirdiğim birkaç ay
geçirdim, şimdi geriye dönüp bakınca komik gelse de o zamanlar
içinde bulunduğum ruh hali tarif edilemez derecede umutsuzdu. Daha
kötü olan, bu ruh halinden asla çıkamayacağımı düşünmemin
yarattığı ve kendimi dibe çekmemi hızlandıran 'ivme'ydi
aslında. Bir ouroboros gibi düşün, başı veya sonu yok, döngü
kendini devam ettiriyor, labirentte sıkışıp kalmak gibi; çok
büyük bir değişim geçirmediğin veya kendini kendi ellerinle
-yılan olduğun için elin de yok ehehe- yok etmediğin sürece -ki
bu durumda yılanın deri değiştirmesi gibi bir metafor
kullanabilirim- kuyruğunu yemeye devam ediyorsun ne yazık ki.
"Hayatınıza sizi mutlu eden
şeyleri sokmaya çalışmak yerine mutsuzluk veren şeyleri
hayatınızdan çıkarın" diye bir söz okudum yakınlarda,
yirmi yıllık hayatımda duyduğum mutluluğa dair belki de en doğru
cümle bu.
Yaşam kutsal falan değil, ben de
sevgi dolu hümanist bir kelebek değilim. Yine de elimde olarak veya
olmadan yaşama değer veriyorum. -Et yemenin canice olduğunu
savunan salaklardan değilim bu doğamızın bir parçası çünkü-.
Yine de, mesela böcek öldüremiyorum, şimdiye kadar hiçbir
canlıyı öldürmedim; o ölüm anını izlersem, o ana şahit
olursam eğer, canlılığına tanık olduğum herkesin yok oluşunu
görecekmişim gibi geliyor. Ne kadar iğrenç olursa olsun yerden
böceği bir şeyin üstüne koyarak kaldırıyorum, ona "benden
hacimce daha küçük oluşun yaşam hakkının daha az olduğu
anlamına gelmiyor dostum" diyorum ve pencereden aşağı
bırakıyorum. -yüzey alanı/hacim oranlarından dolayı bizden
yüzlerce kat daha dayanıklı olduklarından bu şekilde ölmezler,
fiziğe giriş 101-
fakat işin kötü yanı, tanımadığım
ve daha vahimi 'tanıdığım' insanlara -çekirdek ailem hariç- bir
böceğe duyduğum kadar bile merhamet duyamıyorum.
Herkesin ve her şeyin günün birinde yok olacağını biliyorum.
Sonsuza dek yaşasaydık bile her şeyin
değişeceğini, hiçbir şeyin aynı kalmayacağını, bunun da bir
fizik kanunu olduğunu biliyorum.
Teşekkürler entropi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder