Bauhaus'ta bahçe malzemelerinin
arasında dolaşırken müziksel devrim yaşayan ilk insan
olabilirim.
Saksılar, bambu salıncaklar ve adını
bilmediğim çiçekler arasında yürürken kulağıma bir melodi
takıldı. Bu grubu duymuştum ama şarkının adı neydi? Şöyle
yazmıştım bir keresinde, "güzel bir şarkıyı bir daha
duyamayacak olmak beni hep korkutmuştur." Aman ne romantik.
Bazı insanlar böceklerden, bazıları yüksekten korkardı;
bazıları sevdiklerini kaybetmekten, bazıları park yeri
bulamamaktan... bense duyduğum güzel bir şarkının adını asla
öğrenememekten korkuyordum fakat endişeye gerek yoktu, çözüm
basitti: teknolojinin nimetlerinden yararlanmak!
Shazam'ın sihirli algoritması
parmağını şıklattı ve şarkı bir saniye içerisinde bulunmuştu
bile: Avicii'den Broken Arrows. Screenshotlar alındı, telefon cebe
atıldı, Shazam tanrısına şükran duaları edildi ve Bauhaus
"yatay çizgili tişört giyen orta yaşlı bir amca değilim, e
benim burada ne işim var?" düşünceleri eşliğinde tavaf
edildi.
Eve geldim, kendimi elektronik müziğin
serin sularına bıraktım. Avicii'den Daft Punk'a, oradan
Skrillex'e... açıkçası Daft Punk'ın elektronik müziğin
progresif yönünde olduğunu düşünüyorum, bence oldukça
kaliteli bir şey çıkarıyorlar ortaya. (Instant Crush deft
pankçısıyım, deal with it)
Bir süredir favori müzik türüm olan progresif metalin dışına çıkmak istiyordum çünkü etrafıma bir çember çizmişim ve o çember beni engelliyormuş hissine kapıldım; sanırım üstüne eğileceğim yeni tür elektronik müzik olacak. Bu türdeki favorim de şimdilik tarihin en klas elektronik grubu olduğunu düşündüğüm Depeche Mode.
Gerçekte progresif müziğin insanı heyecanlandırması gerekir. Bu türün baba gruplarına baktığımızda onları diğerlerinden kesin olarak ayıran, "imza" denebilecek unsurları müziklerinde barındırdıklarını görürüz. Mesela Pain of Salvation'da 60ların filmlerinden fırlamışlar gibi tuhaf, nostaljik bir hava var. Mesela Cynic şarkıları insana humanoidler tarafından bestelenmiş hissi veriyor. Mesela Opeth'in bir albümü diğerine benzemiyor, Orchid, Morningrise'da bir şarkı içindeki iki dakika bile birbirinden apayrı, bu yönüyle çok özel. Mesela Tool'un tekdüze görünen riffleri arka arkaya geldiklerinde veya davulla birleştiklerinde kompleks bir hal alıyor (Gojira da aynı şekilde). Mesela Mastodon'da sludge gitarlar, hırıltılı vokal grubun kendine has tarafı, vesaire vesaire.
Gerçekte progresif müziğin insanı heyecanlandırması gerekir. Bu türün baba gruplarına baktığımızda onları diğerlerinden kesin olarak ayıran, "imza" denebilecek unsurları müziklerinde barındırdıklarını görürüz. Mesela Pain of Salvation'da 60ların filmlerinden fırlamışlar gibi tuhaf, nostaljik bir hava var. Mesela Cynic şarkıları insana humanoidler tarafından bestelenmiş hissi veriyor. Mesela Opeth'in bir albümü diğerine benzemiyor, Orchid, Morningrise'da bir şarkı içindeki iki dakika bile birbirinden apayrı, bu yönüyle çok özel. Mesela Tool'un tekdüze görünen riffleri arka arkaya geldiklerinde veya davulla birleştiklerinde kompleks bir hal alıyor (Gojira da aynı şekilde). Mesela Mastodon'da sludge gitarlar, hırıltılı vokal grubun kendine has tarafı, vesaire vesaire.
Yeni çıkan gruplarda bunu
göremiyorum. Ya Tool'u taklit ediyorlar, ya vokali Steven'a
benzetiyorlar, oradan buradan toplamalar bla, bla, bla. Tüm o "baba
gruplar"ı dinlemiş, yalamış, yutmuş olunca da haliyle aynı
albümü ellinci kez dinlemek o kadar keyif vermiyor.
Progresif metalin yaşadığım zaman
dilimindeki gelişiminden hiç memnun değilim. Nasıl olacak,
yapabilecek miyim bilmiyorum ama günün birinde bir grup kurmayı
başarabilirsem -grup değil tek kişilik proje aslında, çünkü
başka insanların müziğime müdahale etmesi isteyeceğim son şey
olurdu- o aykırılığı, müziğimi muadillerinden farklı kılacak
o "imzayı" yaratabileceğimden eminim.
Şimdilik, dinlemeye ve öğrenmeye
devam.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder