Hayatta kabul edilmesi gereken
gerçekler var. Örneğin, çörek sözcüğünün duyulduğunda
unicorn kusmuğundan bulutlar içinde yüzüyormuşçasına huzur
verişi kabul edilmesi gereken bir gerçektir. Güneşli hava seven
insanların zevksiz oluşu kabul edilmesi gereken bir gerçektir,
yine de yağmura sempati duymak da garip çünkü gökyüzünden
düşen su damlaları insanı neden mutlu etsin? (eski insanların
sadece tarım yaparak geçindiği dönemlerden kalma, genetiğe
yansımış bir rahatlama hissi olabilir mi bu diye düşünmeden
edemiyorum, öyleyse atalarım bir şeyler yetiştirmeyi hayli
seviyormuş.)
Bu aralar gün içerisinde alakasız
şeyler izlememden kaynaklanan çok tuhaf rüyalar görüyorum.
Birkaç gün önce Jeffree Star adlı kokoş gay'in videolarını
izledim -deli gibi- ve adama sempati duymaya başladım. Hani tumblr
kızlarının "keşke gay arkadaşım olsaydı, birlikte makyaj
yapıp alışverişe çıksaydık" fantezileri vardır; onu
iliklerime kadar hissettim. Adam gece rüyama girdi, kötü olan
kısım aynı rüyada üç çocuk babası ve son derece mülayim biri
olan dayımın da yer almasıydı -bir lego koleksiyoncusu olarak!-
evet, dayım, benim elli yaşına merdiven dayamış dayım lego
koleksiyonu yapıyordu ve bana da üç kutu lego hediye etmişti
-istediğim parçalar olursa değiş tokuş yapabileceğimizi
söyleyerek içimdeki lego ateşini körüklemeye çalışıyordu.-
tüm bunlar olurken aynı odada Jeffree'ciğim de oturuyordu. Iyi ki
dayımdan hoşlanmadı, diyerek rahatlattım kendimi.
Ondan önceki gün ufo
saldırısına uğradım. Bembeyaz, içi boş ve yüksek bir
binadaydım, en üst katta tek başıma pencereden dışarıyı
seyrederken birden devasa bir ufo geldi. Tam karşımda bitti ve o
hissi hala anımsıyorum. Dehşet ve merak. O gün ilk defa Skyrim
oynamıştım ve bilinçaltımın ejderha saldırısından
etkilendiğini biliyorum. Apartmandaki diğer insanlarla birlikte
aşağı indik ve kaçmaya başladık. Gerisi yok.
Son garip rüyamı bugün
gördüm. Babaannemlerin evine benzer bir evdeyiz ama evde anne
tarafından kuzenim ve tanımadığım başka insanlar var. Kuzenim
evlenecekmiş ve düğünde üstünde ayıcık desenleri olan
pijamalarını giyeceğini öğreniyorum. Ben, böyle işlerle en
ufak alakası olmayan ben, "olur mu öyle şey, alışverişe
gidiyoruz" diyorum ve dışarı çıkıyoruz. Salak kuzenim
hiçbir şeyi beğenmiyor, pijamada kararlı. Ben "eeeeh
s****ler" diyorum. Sonra eve dönüyoruz. Pencere önünde
otururken bana parlak yeşil bir leke gösteriyor ve bu lekeyi bir
böceğin bıraktığını söylüyor-evde üç harfliler olduğunda
ortaya çıkan bir böcekmiş-. O sırada perdenin arkasında bir
silüet beliriyor, upuzun boylu bir figür ve gittikçe yaklaşıyor,
korkuyoruz ve odadan çığlık atarak çıkıyoruz. Figür açık
pencereden içeri giriyor ve sırıtmaya başlıyorum: cin sandığımız
o uzun şey 1.94 boyundaki arkadaşımmış. Bu iğrenç kadınlar
matinesi ortamından beni kurtarıyor, evden çıkıyoruz ve bir
şeyler içmek için bara gidiyoruz.
Umarım bugün rüyamda
Steven'ı görürüm. Biraz röportaj izleyeyim öyleyse.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder