Bundan yaklaşık iki yıl önce
Kızılay'ın adını bilmediğim bir sokağında üstüne rozet
iliştirdiğim kot ceketim, bordo converselerim ve Oasis tişörtümle
yürürken kulaklarımda büyük ihtimalle Alice in Chains'in Dirt
albümü çalıyordu. Birkaç yıl aradan sonra okulu kazanıp geri
döndüğüm ve herkesçe GRİ ve DENİZSİZ olarak bilinen şehire
gelmiştim yeniden. Ankara'daysanız ve arkadaşınız yoksa bir
hiçsinizdir. Arkadaşım yoktu ve dolayısıyla evrende kapladığım
hacim beni görünür veya önemli kılmaya yetmiyordu.
Ankara'daydım, arkadaşım yoktu -en azından istediğim türde-,
nasıl arkadaş edineceğime dair hiçbir fikrim yoktu ve dolayısıyla
bir hiçtim.
O boşlukta müziğe ve en sevdiğim
diziye sarıldım: My Mad Fat Diary. Dizinin konusu kabaca şöyleydi:
mental hastalıkları olan, müzik delisi bir kızın hayatı.
Olaylar 90larda geçiyordu ve ben o yıllara kafayı takmış
durumdaydım. Başrollerin kıyafetlerinin aynılarını giyiyor, Rae
gerçekte varmış gibi davranıyor, D&R'da CD rafları arasında
dolaşırken her an gangden biriyle karşılaşabilirmişim gibi
hissediyordum ve bu durumdan gayet memnundum, kurgusal da olsa bir
dünyaya aittim ve zihinsel olarak yalnız değildim. Yay!
Grunge ve Britpop o dönem hayatımı
kurtardı-Oasis tişörtü diyorum...-. Özellikle Alice in Chains ve
Pearl Jam kötü hissettiğimde kullandığım jokerler gibi
telefonumu işgal ediyordu ve baktığım her yerde Aic-Best Of ile
Pearl Jam'in kutsal debut'sü Ten'in cover artlarını görüyordum,
tıpkı lsd tribine girmiş bir keş gibi. Kurt Cobain ve Dave Grohl
sempati duyduğum insanlar olmasına rağmen hiçbir zaman Nirvana'ya
tapan biri olmamıştım ve 2014'e kadar grunge hakkında bildiğim
tek şey Nirvana olduğu için yırtıkpantolonsuzyaşayamam
ergenlerinin elinden çıkmış bir türü bu kadar sevebileceğimi
düşünmemiştim. Lakin, hayat.
90lar müzik için gerçekten önemli
bir zaman çünkü 80lerin metalhead gençliğinin yerini 2000lerin
nu metalci ergenlerine bırakışında görev yapan bir köprü bu
seneler. En cahil olduğum metal alt türü muhtemelen thrash falandır
ve 80lerden pek anlamam, ama o evrimi zihnimde oturtabiliyorum, bunda
da Tool ve grunge sevgim sonucu yaptığım araştırmaların önemi
büyük.
Tool demişken, Undertow 92'de
yayınlandı ve bu da grunge'ın patlama yaptığı
şortumunaltınataytgiymemlazım yıllarına denk geliyor. Bundan
önce Opiate var ve o da sound olarak farklı değil zaten. Albümde
baştan sona grunge havası hakim, gitarların tek düzeliği,
kasveti vesaire, işte bunlar hep grunge. Maynard'lı Layne'li bir
fotoğraf vardı mesela onu çok severim, her gördüğümda en az
beş dakika sırıtmama sebep oluyor. Layne; bir ara sana paragraflar
döşeyeceğim dostum ama benim için satır aralarında
geçiştirilemeyecek kadar özel olduğun için şimdilik geçiyorum
bu kısmı.
a-ha.
Tool'un kendine has havası, bas
riffleri, prog sosu katılmış grunge-alternative havası birçok
grubu etkiledi, daha doğrusu pek çok grubun doğmasına yardım
etti. Bu etkileşimle ortaya çıkmış muhteşem gruplar var,
özellikle Avustralya bu konuda tam bir cennet. Mesela Karnivool'un
ilk EP'si olan Karnivool EP'yi -wow, such a surprise- üstüne
Maynard vokali ve Alex Grey çizimiyle servis edip TOOL ULTIMATE RARE
TRACKS adı altında parayı kırabilirdim. Ama böyle bir şey
yapmadım çünkü ben iyi bir insanım.
Tool etkileşimli alternative/prog
metal gruplarına örnek olarak Prisma, Soen, Rishloo, Miosis, Fair
to Midland, Indukti'yi sayabiliriz. Fakat bunlar en dinlenebilir
olanları. Her gün karşıma daha önce hiç duymadığım Tool
imitasyonları çıkıyor, en ufak bir dinlenir yanları yok. Tüm
şarkıları birbirinden sıkıcı, kendi kimliğini bulamamış,
Tool'un sounduna parazit gibi yapışmış gruplar. Bu yetmezmiş
gibi müziklerini nimetten sayıyor ve albümlerini bir saatten aşağı
yapmıyorlar. Bu çin malı Tool'ların albümlerini çoğu zaman
bitiremediğim için en iyi şarkıları sona atmadıklarını
umuyorum.
Tool'un ilk dönemleri progressive
falan değil. Flood biraz farklı bir şarkı, son iki üç dakikada
coşuyor, sürprizli sayılır. Onun dışında, hayır. Bolca grunge
etkisi, bolca öfke. Tema yok, öyle sihirli, sürprizli kısımlar
falan yok. Ama dinliyor muyum? Elbette dinliyorum. Lisede lys1'e
hazırlanırken geometri soru bankasını undertowu loopa alıp
dinleyerek çözmüştüm, hala bu albümü dinlerken gözlerimin
önünden üçgenler, prizmalar geçiyor mesela. Veya Sober dinlerken
"i am just an imbecile" kısmını öyle bir şevkle
söylüyorum ki kendime ağız dolusu embesil demek haz veriyor.
Önemli uyarı:
-Tool sevmeyen benimle ahbaplık edemez.
-Steven Wilson'a tapmayan her kimse tanrıtanımaz bir omurgasızdır ve ben kafirleri sevmem (Nile şarkısı hariç)
-Evrendeki en iyi albüm nedir? sorusuna Images and Words cevabını vermeyen her kimse, daha iyisinin üretildiği bir galakside yaşayan progsever bir uzaylı olmadığı sürece müzikten anlamıyordur ve ben müzikten anlamayan insanları sevmem.
- Maynard'ın boğazını sıkıp suratının morarışını izlemeyi ve kel kafasını öpmeyi istiyorsan, daha kötüsü bu ikisini aynı anda yapmak istiyorsan tam kıvama gelmişsin, tebrik ederim.
Önemli uyarı:
-Tool sevmeyen benimle ahbaplık edemez.
-Steven Wilson'a tapmayan her kimse tanrıtanımaz bir omurgasızdır ve ben kafirleri sevmem (Nile şarkısı hariç)
-Evrendeki en iyi albüm nedir? sorusuna Images and Words cevabını vermeyen her kimse, daha iyisinin üretildiği bir galakside yaşayan progsever bir uzaylı olmadığı sürece müzikten anlamıyordur ve ben müzikten anlamayan insanları sevmem.
- Maynard'ın boğazını sıkıp suratının morarışını izlemeyi ve kel kafasını öpmeyi istiyorsan, daha kötüsü bu ikisini aynı anda yapmak istiyorsan tam kıvama gelmişsin, tebrik ederim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder