15 temmuz'u 16 temmuz'a bağlayan gece, hayatım boyunca karşılaşmaktan en çok korktuğum ama günün birinde
başımıza geleceğini küçüklüğümden beri içten içe bildiğim şeyi yaşadım: evin tepesinde uçan f16lar, bomba ve
çatışma sesleri, ağlayan bir kardeş, senden daha güçsüz
olduklarını gördüğün ebeveynler, bunu görmenin yarattığı "başımıza bir şey gelse bizi kimse koruyamaz" hissi, kaos.
Durumu birkaç saat takip ettim ama
duyarlılık eşiğim öyle yükselmiş ki -belki de öyle bir eşiğim
kalmadı artık- saatlerce Cynic dinledim -çünkü başka bir
gezegendeymişim gibi hissettiriyordu- ve güneşin doğmasını beklemeden uykum geldiği gibi yattım.
17 Aralık 2013'te hayatımı özetleyen
şarkı Intolerance'tı (You lie, cheat and steal, and yet, i tolerate you). 10 Ekim 2015'te beynimde Vicarious'ın
sözleri dönüyordu (Eye on the TV, 'cause tragedy thrills me). Dün King Crimson'ın Epitaph'ını "the
fate of all mankind i see, is in the hands of fools" sözünü
her zamankinden daha iyi anlayarak dinlemek zorunda kaldım.
Bugünün tek iyi tarafı Metal Evolution adlı muhteşem
belgeselin ilk sezonunu bitirişimdi.
Belgeselin yönetmenliğini Metal: A Headbanger's Journey ve Global Metal gibi yapımlarda da imzası olan Sam Dunn abimiz yapmış. Gayet de güzel yapmış.
Rob Halford ve Sam abi.
Ilk üç
bölümde heavy metal'in Amerika ve İngiltere kaynaklı kökleri,
daha sonraki bölümlerde british new wave, glam, thrash, grunge, nu,
power metal türleri anlatılıyor. Sezonun 11. ve sonuncu bölümü
de progressive metal'e ayrılmış. Bu bölüm Rush ve Queensryche
ağırlıklı olsa da Tool'a 5-6 dakika yer vermeleri güzeldi,
sevdiği boyband televizyon programına çıkmış ergen bir kız
gibi sevindim (Petrucci ve grup prodüktörünün de Tool'la ilgili
yorumları vardı, ikisi de ne kadar nevi şahsına münhasır bir grup
olduklarından bahsediyor, övgüler, övgüler...).
Sevdiğim gruplar olmasa ne yapardım, ne için yaşardım bilmiyorum.
Hayatımı kurtardığın için teşekkürler, müzik.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder